Cuma, Haziran 01, 2012

Can Dündar Aşka Veda


Şimdi her sözüm bu adamı anlatmaya ona olan hayranlığımı anlatmaya yetmeyecek onu tanımayan bir çok insan biliyorum..İnsani yönü değil gözümdeki edebi yönü çok farklıdır.. Şiir dinlemesine bayılan biriyim dir.. Kim sevmez ki değil mi? Gerçekten birde Can Dündar yazılarını okumalısınız..Onu çoğu insan skandal diye bilinen Mustafa filmi ile  tanısa da benim gibi çok sevenler Türkiye'de ilk Atatürk konulu belgesel yapan adam olarak bilir..O gazeteci kimliğinin yanı sıra çok duygulu bir adam yazıları sanki şiir tadında..Kendisi ile NTV stüdyolarında kapı çıkışı heyacandan  ölmek üzereyken el sıkışmılığım var :)) Kendisi bu yazıyı görse acaba hatırlar mı?

Kaç gündür beklediğim kitabı arkadaşım sonunda elime getirdi..Okumak için heycanlıyım..Neler yazdığını aşkı nasıl anlattığını öğrenmek istiyorum.. Kitabın adı Aşka Veda konusu şöyle.. Can Dündar eski aşklarla günümüz aşkları kıyaslıyor..

Yazıları şiir gibi olunca internet yorumlarından baktım kitabın sayfalarını da azcık kurcaladım.. Eski yazıları ve köşe yazılarından derlemeler ve Tarih den kesitler var..Anlattıkça anlatabilirim saatlerce yazabilirim.. Öyle yazıları öyle sözleri vardır ki ezberi kıt olan ben Aşk Ve Terke Dair yazısını ezbere bilirim..

Duyguları öyle güzel anlatır ki birde gönül yaranız varsa offf deymeyin acınıza derim..Ağlarsınız hemde sanki o acıyı bir kez daha yaşıyormuş gibi..

Sözü madem geçti daha hiç bu şiirle karşılaşmamış yada kimin yazdığından bi haber olan korecanım:))O benim içimi hep burkan hatırlaması güç, içimi acıtan anılarımı beynime hücüm ettiren şiiri bir okuyun derim..

Aşka ve Terke Dair
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.
Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz... "Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
 Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz...
 Can Dündar

Kore Aşığı son olarak der ki kitabı bitiridiğimde tekrarını yazacağım..Ahh unutmadan bu şiiri Asım Yıldırım'dan dinlemek gerek..Sadece gözlerinizi kapayın sizi en mutlu eden anılarınıza döneceksiniz ve sonra gözünüzü açacaksınız gözlerinizden yaş gelecek içinizin acıdığını fark edeceksiniz..Hoşçakalın


2 yorum:

  1. Kesinlikle alıp okumalıyım bu kitabı. Can Dündar'ın yazıları bambaşka... Bu kadar duygu yüklü, herşeyi kusursuz anlatan başka bir yazar daha var mı; bilmiyorum. Belki de tanımıyorum. Ama Can Dündar yazılarını okuyup bize aktaran Ege'nin güçlü sesi Ömer Köroğlu'nun kitabı ile okumaya başlayacağım. Çünkü onun önderi Can Dündar'ın ta kendisidir. Ve Can Dündar, onu bu konuda desteklmekte.

    Sağol Aşkım, sayende heveslendim; gidip kitabımı okumaya başlasam iyi olur. Nasılsa bankaya gideceğim, sıra beklerken kitabı da okurum.

    YanıtlaSil
  2. Evet canım kesinlikle mükemmel bir insan..Ve aşkı ondan daha iyi anlatan başka biri yok gibi:))) Bloğuma renk getirdin sultanım..

    YanıtlaSil