Etiketler

Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 11, 2012

Julıa Garwood 'dan Kırıntılar


Kore Aşığı'ndan herkese Merhaba!

Sizlere uzun zamandır yazmak istediğim bir konuyu daha doğrusu biri bana bloğum için ''Orası blog değil itiraf köşesi gibi görünüyor'' demişti ..Haklı şuan bir çok şey itiraf edeceğim..

Beni tanıyanlar bilirler tam bir kitap delisi olduğumu herşeyi okuduğumu ahh tamam-tamam herşeyi değil :) Ama muhteşem yazarların serilerini hep takip etmişimdir..

Julıa Quınn favori yazarımdır nedeni ;eski İngiltere ve kokuşmuş aşklarına hayranımdır.(*.*) Kokuşmuş tabirini bu tarz kitapları okuyanlar bir iltifat olarak kabul edeceklerdir..

Ama Julıa Ouınn kitaplarından farklı olarak istemeye istemeye Cathy Maxwell 'in Aşkı Sende Buldum kitabını okuduğumda İskoçlar ile tanıştım.. 

İskoç ve İngiliz tarihine neredeyse kara mizah bakışıyla ışık tutan romanların tutkunu olmaya başladım..Yakışıklı kibar Dükler,Kontlar pek sarmaz oldu..Yerini büyük ve güçlü alaycı oymak beyleri aldı..Tanrım sen yardım et gerçekten bu tarz kitaplara bayılıyorum..

Julıa Garwood'un İskoç Serisi..

Kötü çeviriler yüzünden kaç kitap okunmayı bekliyor kitaplığımda anlatmam mümkün değil oysa ki ne heveslerle paraya kıyıyorum:))

Kitap okurken o kitabın içinde olmanız  bir kere yazarın zaten o yapıtı kaleme alırken tek hayal ettiği şey olsa gerek,bazen kötü çeviriler yüzünden kitaplara lanet yağdırıyorsunuz..

Ama size şimdi önereceğim yazarın bir kaç kitabını daha okudum ama bu 4 lü inanın kitaplığınızda olmalı.. Gelin ile başlayan Fidye ile devam eden bu seri hayatımda okuduğum en yalın anlatımlı kitaplardan bir kaçıydı.. Kendime olan güvenimin sebebi seçimlerim her zaman iyi olmuştur kitap konusunda bu kitaplar okunmalı ve önerilmeli..

İskoçları sanırım İngiliz aşklarına tercih ediyorum..Daha saf daha yalın daha gerçekçi daha daha daha..

Gelin & Düğün 




Gelin romanı arka kapağın da şu özetle dikkat çekiyor

''Kralın emrine karşı gelmek olanaksızdı. İskoçya'nın en güçlü toprak sahibi Alec Kincaid,      İngiliz bir gelinle evlenmek zorunda kalmıştı. Baron Jamison'un en küçük kızı Jamie, Alec'in seçtiği gelindi. Alec'in ilk dikkatini çeken Jamie'nin menekşe rengi gözleri ve öfke dolu cüretkar bakışları olmuştu. Bu kadın, korkusuz savaşçının adeta ruhuna dokunuyordu. Şehvetiyle onun bedenini kavuruyordu. Jamie her şeye rağmen duygularına söz geçirip ona teslim olacak mıydı? Yoksa zaten teslimiyetleri katışıksız, ihtirasları yatışmış mıydı? ''

Şuana kadar en etkilendiğim roman oldu tercümesi Timur Avarkan hazırlamış o kadar akıcı bir telaffuzla yazarın bize anlatmak istediklerini anlatmış ki kendisini kutlamak gerek..

Düğün

Çocukken babası tuzağa düşürülerek öldürülen İskoç soylusu Connor MacAlister, içindeki intikam duygusunu hiç kaybetmemiş, babasının katilini bulmak hayatının amacı haline gelmiştir. Connor, babasının öldürülmesinde parmağı olduğunu düşündüğü, zalim McNare'e zarar vermek için, onunla evlenmek üzere yola çıkan İngiliz Baron Haynesworth'un kızı Brenna'yı kaçırır. Brenna sıradan bir İngiliz soylusu değildir. Kişilikli, adalet duygusu güçlü, kendine özgü bir kızdır. İngilizler'in vahşi kabul ettikleri dev gibi bir İskoçyalı olan Connor'la ciddi bir mücadeleye girişir ama sonunda boyun eğmek zorunda kalır.
Kitaplarının pek çoğu New York Times Bestseller listelerine giren Julie Garwood'un bu kitabını da soluk soluğa okuyacaksınız... 

Bu kitabı bir solukta okudum desem en fazla 6 saat içerinde yatağımın üzerine sere serpile koyup hiç kalkmadan okumak beni fel fıtığı yapsa da.. Buna değerdi..Çevirisi Mine Atafırat tarafından yapılmış..Mine hanım bence çok iyi bir iş çıkarmış..


Ve muhteşem ikilim... İtiraf geliyor bu ikili benim hayatımın romanı dediğim Suç ve Cezayı aynı heycanla 4 kez okumuş biri olarak..Ben bu romanları en az 5 kere daha okurum aynı tad ve heyacanla..


Sır için bir kaç bişey yazayım. bu her iki kitap övgülere çok fazla layık ..Epilson yayınlarından ve Timur Avarkan'nın muhteşem sade çeviri ile bence bu roman burada hayat bulmuş..Timur bey bize ne verdiğini umarım biliyordur.. Normalde serileri genelde takip ederim ama dediğim gibi İskoçları sonradan tanıdım ..Sır ile başladım okumaya daha sonra gelin ve düğün.. 

'' Judith Hampton gururlu olduğu kadar güzel de bir kadındır. Çok sevdiği İskoç çocukluk arkadaşı doğum yapmak üzeredir, bu yüzden Judith yanında olacağına dair ona söz verir. Fakat İngiltereden İskoçyaya gitmesinin özel bir sebebi daha vardır: Hiç tanımadığı babası Maclean Beyini görmek. İskoç topraklarına giderken kendisine eşlik eden Maitland Beyi, Iain Maitland gibi ilgi uyandıran bir adamla daha önce hiç karşılaşmamıştır. Judith Maitlandların geleneklerine ve kurallarına uyum sağlamaya çalışırken, Iainin ilgisinden ve özeninden keyif almaya başlar. Yaşadığı tüm zorluklara karşın aşkın sıcaklığını ruhunda hisseder. Ancak geçmişe dayanan o yıkıcı sır gerçek aşkı etkileyecek midir?  ''

Lain'e aşık olmadan edemyeceksiniz..Judith'in yerinde olmak bende böyle yapabilir miydim ki  diyeceksiniz..

Fidye
Gillian, yakışıklı birer İskoç beyi olan Ramsey Sinclair ve Brodick Buchanan’ın yardımıyla geçmişini aydınlatabileceğini keşfeder. Genç kadın, bu iki İskoç beyinin cesaret ve kurnazlığı, yeni tanıştığı Bridgid’in de arkadaşlığı sayesinde, ailesini dağıtıp babasının adını kötüye çıkarmış olan vicdansız Baron Alford ile sıkı bir mücadeleye girişir. Fakat Sinclair ve Buchanan gibi iki güçlü savaşçıyı yanlarında bulan Gillian ve Bridgid, ihtirasın güçlü bir silah olabileceğini, tek bir ihanetin bile tüm güveni ortadan kaldırabileceğini ve en büyük riskin teslim olmak - özellikle de beklenmedik bir aşkın uyandırdığı güçlü hislere teslimiyet - olduğunu fark ederler.

Ramsey bu romanda son ana kadar favorim kalın kafalı İskoç'um olarak kaldı..Ve Brodick hiç bir zaman sarışın bir adamı bu kadar iri düşünmemeiştim..Julıa Garwood ufkumu açtı..Gillıan İnatçı keçi bu kızın replikleri güçlü karakteri.Birgid ah zavallı Brigid'm ne çekti Ramsey'in elinden..

Son söz olarak kitapları okuma şerefine nail olan kullardan olmak ne büyük bir şans.. Bu kitapların çevirmeni ilede tanışmak gerçekten büyük bir şanstı..Kendisini kişisel olarak tanımasam da onun yaptığı işi gönülden yaptığını hissedebiliyorsunuz..Benim gözümde kitaplar gönül işidir .. Julıa Garwood:) Sevenler Derneği ni bizaat kendi yönetiyor..Kapısı edebiyat severlere açıktır korecanlar ^^ Süpriz kitaplar geliyormuş ahh ona daha ne kadar heycanla beklediğimi söylemedim:)'^^



Teşekkürler Julıa ,Teşekkürler Epilson ailesi..
Ve çok teşekkürler bu işi gönülden yapan Timur Avarkan















Cuma, Haziran 01, 2012

Can Dündar Aşka Veda


Şimdi her sözüm bu adamı anlatmaya ona olan hayranlığımı anlatmaya yetmeyecek onu tanımayan bir çok insan biliyorum..İnsani yönü değil gözümdeki edebi yönü çok farklıdır.. Şiir dinlemesine bayılan biriyim dir.. Kim sevmez ki değil mi? Gerçekten birde Can Dündar yazılarını okumalısınız..Onu çoğu insan skandal diye bilinen Mustafa filmi ile  tanısa da benim gibi çok sevenler Türkiye'de ilk Atatürk konulu belgesel yapan adam olarak bilir..O gazeteci kimliğinin yanı sıra çok duygulu bir adam yazıları sanki şiir tadında..Kendisi ile NTV stüdyolarında kapı çıkışı heyacandan  ölmek üzereyken el sıkışmılığım var :)) Kendisi bu yazıyı görse acaba hatırlar mı?

Kaç gündür beklediğim kitabı arkadaşım sonunda elime getirdi..Okumak için heycanlıyım..Neler yazdığını aşkı nasıl anlattığını öğrenmek istiyorum.. Kitabın adı Aşka Veda konusu şöyle.. Can Dündar eski aşklarla günümüz aşkları kıyaslıyor..

Yazıları şiir gibi olunca internet yorumlarından baktım kitabın sayfalarını da azcık kurcaladım.. Eski yazıları ve köşe yazılarından derlemeler ve Tarih den kesitler var..Anlattıkça anlatabilirim saatlerce yazabilirim.. Öyle yazıları öyle sözleri vardır ki ezberi kıt olan ben Aşk Ve Terke Dair yazısını ezbere bilirim..

Duyguları öyle güzel anlatır ki birde gönül yaranız varsa offf deymeyin acınıza derim..Ağlarsınız hemde sanki o acıyı bir kez daha yaşıyormuş gibi..

Sözü madem geçti daha hiç bu şiirle karşılaşmamış yada kimin yazdığından bi haber olan korecanım:))O benim içimi hep burkan hatırlaması güç, içimi acıtan anılarımı beynime hücüm ettiren şiiri bir okuyun derim..

Aşka ve Terke Dair
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.
Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz... "Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
 Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz...
 Can Dündar

Kore Aşığı son olarak der ki kitabı bitiridiğimde tekrarını yazacağım..Ahh unutmadan bu şiiri Asım Yıldırım'dan dinlemek gerek..Sadece gözlerinizi kapayın sizi en mutlu eden anılarınıza döneceksiniz ve sonra gözünüzü açacaksınız gözlerinizden yaş gelecek içinizin acıdığını fark edeceksiniz..Hoşçakalın