Cumartesi, Haziran 23, 2012

Nu'Est (Turkey)



Kore Aşığı geldi elide hiç boş gelmedi hani:)

Sizlere kore 2012 fırınından taze çıkmış idda ediyorum ki kısa zamanda trend olacak bir grubu tanıştırayım..
Karşınızda hepsi 90 model NUEST grubu..

Bazen anneciğimin neden beni erken doğurdun ki dediğim anlardan biri..
Söze nereden başlayayım bilemiyorum ama bir yerden başlamak lazım, dediğim gibi daha çok yeni bir grup..Her zaman ki Kore eğlence sektöründe gerçekten uç şeyleri seviyor buna bir kere daha inandım..Özellikle o Ren yok mu grup üyesi görünce anlayacaksınız..Bazen marjinalliğin dozu kaçmıyor değil..Ama biz korecanlar alıştığımız için ''Vuaaaa oppaaaa çok karizma'' tabi başkalrına göre kız:) ''Vayyy beee kızım çok yakışıklı olmuş'' tabi başkalarına göre kızmı erkek mi belli değil.. gibi durmumları biliyorsunuz işte ^^.^^

Nuest ne demek?
New East (NU'EST): N (New - Yeni), E (Established - Sabit), Style (Stil) ve Tempo kelimelerinin birlesmesiyle olusan bir isimdir. SS501'imden sonra beşi bir yerdem oldular ..

-JR
-Aron
-BaekHo
-MinHyun
-Ren: Maknae

Üyeleri Tanıyalım..



Lider;

1.76 boyunda 56 kiloda 8 Haziran 1995 doğumlu (çok küçük ağlamak istiyorum ) olan oppa grubun lideri,gerçek adı Kim Jonghyun ve grubun Rapçisi ve Dansçısı kendisi burada tanınmadan önce belli başlı reklamlarda oynamış ..Çokda karizma bu çocuk ya tatlı şey..

Aaron Kwak                 &                   Min Hyun


Aaron Kwak  21 Mayis 1993 Amerika doğumlu 1.75 boyda 56 kiloda grubda dansçı solist,bu çocuğun ismine bitiyorum çok güzel karizma hava var..
Min Hyun 9 Agustos 1994 doğumlu 1.83 boyu 63 de kilosu var boyuna bende şaşkınım emin olun :P Grubun ana vokali bu çocuk bana Lee Jun Ki oppayı hatırlatıyor sanki onun oğlu çok benziyorlar


Ren (Makne)                 &                        Baek Ho     

Ren, onun için bir kaç satır kesinlikle yazmalıyım bu çocuğun stilisti nasıl biri bilmiyorum,Çok tatlı ama fazla marjinal fazla şirin fazla değişik çok fazla yani..İtiraf edeyim ki grubu bu çocuk saçları ile müzik listelerinde yukarı taşıdı.. Sarı saçı her koreli yapıyor da bu yavruda biraz abartı var pembe ruj ve inanın aynı benim perçemler..Bu kadar yerdin beğenmiyor musun Kore Aşığı diyebilirsiniz! Emin olun bunlara rağmen çok beğeniyorum..Okadar sempatik bir tip ki bence liderlik onun hakkıydı..

Ren 3 kasım 1995 doğumlu 1.79 boyda 56 kiloda grubda yeri dansçı solist

Beak Ho inanın bu ikiliyi sona bırakmamın sebebi grupda çok öne çıktılar ..Bu çocuğu hala kime benzetiyorum çözemedim..Saçları Big Bang modeli 21 temmuz 1995 doğumlu 1.78 boyda 63 kiloda grubun ana vokali ve gerçekten bu çocukta iş var..

Grup üyelerinin seçiminde After School klibinde bireysel gösterdikleri performans etkili olmuş..

Çıkış Şarkıları


Ve günlerden iğrenç korecemle dinlediğim evde kimse yokken duvarların bana alkış tuttuğu şarkım..

Klip gerçekten  klip hani şarkı çok güzel..Beak Ho'da ki o Fransız gırtlağı ile küçük oppamdan duygusal şarkılar bekliyorum ^.^ .. Klip 6 milyon izleyiciyi geçti bu çıkış gerçekten iddalı onları tüm kalbimle kutluyorum..Ve bir kaç yıla kadar asya da yıldız olacaklarından eminim..Grubumuzun gözü yüksekteymiş ideallerinde dünyada tanına bir grup olmak varmış avrupaya açılacaklar inşallah..Bari burayda gelsinler ben onların ablaları sayılırım gelsinler:) ben bakarım onlara

Senin o ağzını yerim şirin maymun

Korecanım grup yakın markajım altında bende bu NUEST aşkı oldukça daha çok nuest'li yazı yazarım..Sizlerinde en çok RENim hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum.. Görüşmek üzere..Bassa

















Perşembe, Haziran 14, 2012

Ikemen Desu Ne (You Are Beautıful Japon Versiyonu)


Hayatımın ikinci Japon dizisi..İkemen Desu Ne.. You Are Beautıful'u artık bilmeyen yoktur sanırım..Dizinin neredeyse aynı Japon versiyonu..

Kendime inanamadığımı bilmenizi isterim sıkılmadan izlediğim bir dizi oldu hem japon hem farklı dil hem ilgi çekici olmayan A.n.g.e.l.l grubu üyeleri hem çakma..buna rağmen en trajlı dizileri bile sıkılıp bırakan ben için mükemmeldi..


resime aldanma korecAN..

  • Go Mi Nam'ı Takimoto Miori,
  • Hwang Tae Kyun'u Tamamori Yuta, 
  • Kang Shin Woo'yu Fujigaya Taisuke, 
  • Jeremy'i deYaotome Hikaru 

    Nasıl bir yapım?

    Ben ön yargılı biriyimdir..İngilizce bilmem rağmen yabancı dilde olan çoğu şeyi sevmiyorum..Alt yazılardan nefret ediyorum..Türkçe dublajda dünyanın 2007'de en iyi dublaj yapan ülkesi seçildik..Yani beni bu haklı çıkarıyor..Düşünün yıllardır Korecedilinde Türkçe  alt yazılı dizileri filmleri izlemişken..Artık benimsedim herhalde Türkçe gibi geliyordu..Düşün Japonca çok farklı ve bambaşka bir dil.. Hiç bişey anlamıyorsunuz:)) ^^

    Dizinin konusunu aslında herkes biliyor..ANGELL denilen milyonlarca hayranı olan asyalı 3 erkekten oluşan sanatçı grubu..Ve bu gruba katılacak olan bir üye ile yaşadıkları komik olayları ve aşkı anlatıyor..

    You Are Beautıful'u izleyenler ''Hayatta izlemem helede Japon 'mu , aman zaman kaybı'' Andeeee çolde andeee ! İzlemelisiniz..

    Dizinin tamami ile aynı kısaltma fazla ama Japonların sempatisi ile çok tatlı bir tadı olmuş..11 bölümcük kısacık bir dizi

                                                                 
    Neden mi ?




    Dizide bir kere  Hwang Tae Kyun rolünü üstlenen Yuta Tamamori bu çocuğun 90 doğumlu olması kadar bana acı verecek başka birşey daha yok.. Diziyi yeminle bu çocuk götürdü ..Oyunculuğu gerçekten iyi ve Jang Geun Suk gibi bir aktörün oynadığı rolü üstlenmesi cesaret işi ve bundan böyle ak pak çıkmasıda.. bakarmısınız şu tatlılığa '

    Dizide ki mimikleri o kadar tatlıydı ki sırf bunun için izlenir.. Dizide ki tek yakışıklı çocuktu canım benim kesinlikle bu çocuğun neyi var neyi yok izlemeliyim ''




Çok tatlu yahu^^

Böyle bir karizmanın Japon dizilerinde görülmesi anormal olarak nitelendirsemde..
GERÇEKTEN ONU GÖRDÜM...



en iyi resimlerini koydum^^


Şimdi ne söylemeliyim duysalar üzülürler özellikle Jeremy için.. Şimdi Hon Ki gibi yakışıklı ve sempatik sarı saçın tek yakıştığı oppadır kendisi..Kesinlikle Japonlar aslan yelesi siyah saçları ile kalmalı.. Hem Hon Ki nin yüzü bir bayan kadar zarif ve olağüstü dişleri vardı..Dizide o yemek yerken sempatisi bu dizide sıfır ..Gülerken sıfır .. yanaklarını şişirip dudakalrını büzerken kesinlikle sıfır.. Jeremy karakteri ile alakasız..


Fujigaya itici bir yanı yoktu..Diziyi izlenebilir kıldı..Her ne kadar Young Hwa gibi bir süperstar oynayınca rolü  onun vasatı gibi birşşey.. Ama çok güzel bir gülüşü ve harikada bir oyunculuğu var onu beğendim.. Allah razı olsun Jeremy hayal kırıklığına uğratmadı beni..



Takimoto Miori,çok tatlı



Takimoto Miori,
  bu kıza bayıldım... Bu kız Park Shın Hye kadar şirindi ..Ve çok sıcak bir gülüşü var dizide hiç şapşal değildi.. 11 bölüm boyunca çok sempatikdi..



 Go mi nam: Çok Özür dilerim, üzgünüm 

Miyo:Teşekkür ederi gerçekten teşekkür ederim


Tanıdık Yüz..Jang Geun Suk ..


Bir an dondum kaldım..Aaaaa bu ooooo sanki bizim eve ziyarete gelmiş..Yada uzak bir yerdeyim de tanıdık birini görmüşüm gibi manyak bir his..

Jang Geun Suk bir bölümde geldi ve Yuta'mı uyardı
''Meleğinin kaçmasını istemiyorsan, Onu sıkıca kavramalısın..Ren-sama''

Dizi olmamışlılara rağmen çok güzeldi ileride bir daha izleyebilirim..Beğendim..Hemde çok ..Çakma değildi japon tadı vardı ..





İZLEYİN ÇILDIRTMAYIN BENİ ''



















İç Ses (Mim)


Bugünlerde bu blog bir hayli hoşuma gidiyor, Mim diye bir kavram da çok tatlı birşeymiş ))..Tembellikten kurtulan artık sadece Agasshi olan küçük hanımefendi beni mimlemiş..Çokta iyi yapmış hani:)) 

Mim'mim konusu:
 ''İç Sesini Dinliyor musun?''
                     
Peki İç Sesimi Dinliyor muyum?


İtiraf etmeliyim ki pek de düşünmedim.Normalde kontrollü biriyim dir. Bu nedenle bu yanımı sevsem de bazen insanın içinde bir dürtü olurya ben ona ilahi ses derim.. Yanlışları doğruları söyleyen buna çok inanırım ve kesinlikle hislerimle hareket ederim.. Örneğin mesleğim bir anda karar verdiğim ''Evet sen bunu olmalısın'' diye bir sesin ardından yıllarca hayalini kurduğum Tarih öğretmeni olma hayalimi bıraktırdı.. 6 his olayına da çok inanırım hislerim kuvvetlidir yanıltmaz beni.. ^^ Dinliyorum bu mim den sonra da kendime de itiraf etmiş oldum:) Mimik bir iç ses olayı anlatayım..

Jaejoong Ankara'ya gelmiş, gece nöbetten çıkmışım herkes mail atmış benim haberim yok..Kaçar mı bende attım ama 2 gün mailime dönmediler..Birden bir ses..

''Eyyy Kore Aşığı oraya git en önden onu göreceksin..'' Ve ertesi gün amirim aranır..

_Amirim çok özür dilerim hastahaneye gitmem gerekli babaannem rahatsızlanmış vardiyamı akşama alsak..

..........

Kore Aşığı iç sesini dinlemiş beyaz yalanınıda söylemiş..Ve salona girmiştir..hemde en ön sırada:))




Pazartesi, Haziran 11, 2012

Aşkım Benim / Bel Ami (Yürek Yakan)



Günlerden bir gün Kore Aşığı, Suzanne Enoch'un harika kitabı Hep Seni Bekledim 'i okuduktan sonra.. Derin bir iç çekti ve şunu söyledi..''Hemen tarihi bir ingiliz filmi bulmalıyım en balolusundan:))) Ve herşey o zaman başladı..



                                                                Aşkım Benim Başrolü

Son günlerde itiraf ediyorum İngilizler kalbimi çaldı..Ama bu çalışlara ingiliz parlemontosu veya halkı sebep değil.. Kesinlikle yazarları..

Aşkım benim filmi dünyayı saran Alaca karanlık serisinin yıldızı herkesin yakışıklı bulduğu adam
 ( ki asla beni etkilemiyor o ayrı ^^) Robert Pattinson (Georges Duroy) rolü ile karşımızda..Kendisi  filmde öyle becerikli ki Edward Cullen kimliğini kesinlikle görmedim.. Ve yine başrolde yaşına göre hala metor gibi hatun olan Uma Thurmen (Madeline Forrister) rolü ile görmekteyiz..Gerçekten enfes kadın..

Filmin Konusu 1879



Herşey bu bakışla başladı desem yeridir.. 






19. yüzyılda geçen "Bel Ami", Guy De Maupassant’ın aynı adlı romanından  uyarlanan 2012 yapımı. Pattinson’ın canlandırdığı "George Duroy" isimli karakter üzerine kurulu olan film, bu genç gazetecinin Paris’te çok etkili ve güzel bir kadınla kurduğu ilişki ve acımasızlığı sayesinde şöhret basamaklarını birer birer çıkarak kentin en güçlü adamı haline gelmesinin öyküsünü işliyor. Film, Thurman’ın, Duroy’un bir arkadaşının eşiyken onunla ilişki kurması ve aksanını düzeltmesine yardımcı olmasıyla başlıyor. Sosyetenin gözbebeği olan bu güçlü kadın daha sonra hayatını Duroy ile birleştiriyor. Filmde, Kristin Scott Thomas gazeteci Duroy’a aşık olan sosyeteden bir kadını, Christina Ricci ise hafif meşrep genç bir ev kadınını canlandırıyor 


 Kore Aşığı'ndan









Georges, arkadaşının evine yemeğe gider..Bel Ami (Yürek Yakan) olma yolu o gün önünde belirir..Yakışıklılığı oradaki kadınların dikkatini çeker..O gün gazetede çalışma teklifini alır ve artık düzgün bir işi vardır..Köşe yazarlığı yapacaktır..Ama bu hiçde kolay değildir, yine arkadaşı ve onun güzel karısı Madeleine (Uma Thurman) yardımcı olur..Madeleine onun yazılarını yazar..ve ona bu acımasız ve kokuşmuş düzen içinde nasıl yükseleceğini öğretir..


Georges yükseldikçe doyumsuz olmuştur..Ve tek seçenek evli zengin kadınları baştan çıkarmak olduğunu Madeleine'nin tavsiyesi üzerine keşfeder..


Ama bu asla ona yetmez. Aşkıda ister..

Arkadaşı ölünce güzel karısı yalnız kalır.. Bu onun için karşı koyulması güç birşeydir..Fakat Madeleina kesinlikle farklı ve duygusuz bir kadındır..Sevişirken bile sadece politikayı ve siyasi şeyleri düşünür..Ve kahrolası bir Kont'un salı günleri uğraması ve onun için ne ifade etmesi bile umrunda değildir.. Ama o bir erkektir bu kadına kendini ispatlamak ister fakat bunun için güç ve para şarttır.. Ve yine aşıklarına döner, bu sefer daha güçlü bir kadına gazetenin en başında ki ismin karısını baştan çıkarır..Ve bu şekilde devam ederken..


İhanete uğrar ve ihanete uğratır..Öfkesi ve asiliğini kendi bile durduramaz..Filmin sonunu söyleyipde kendime küfrettirmek istemiyorum..

Sevdiklerim
* Herkes tarafından bilinen şudur ki bir seri ile ünlü olan biri..Artık o kılıfdan ve o rol den çıkması zordur.. Ama Pattinson Edward Cullen kimliğini kolayca çıkarmış..Çok sevdim adam rolü hakkı ile verdi.
* İngiliz tarihi filmlerin benim gibi tutkunuysanız..Kesinlikle mekan ve kostümler 10 üzerinden puan vermek bana kalsaydı şak 10 du yani..Çok sevdim mükemmeldi daha iyisi olmazdı..

* Uyarlama bir senaryosu olduğu için oldukça iyiyidi.. Oyuncular kitabı okumadığım için bilemesemde..Pattinson Edward'tan kurtulduğuna göre ya kişisel başarısı ile Georges Duroy du..

* Kadın oyuncular tek kelime ile birbirleri ile yarıştılar...Uma Thurman zaten ayrı bir olayda.. Chıristina Ricci'nin oynadığı o karaktere bayıldım..Ayartılan ev kadını oynamak sevişirken bile..''Sevgili güzel oğlum..'' çok güldüm... Krıstın Skott ise filmde bana göre aşk duygusunu gösteren tek kişiydi.. Ve filmde onun o  son bakışı çok hoşdu aklımda kalmış:)

* Aşkım benim'den hoşlanmasam da Bel Ami gerçekten cuk diye oturuyor bu filme..Yürek Yakan.

Aklımda kalan o bakış:)



Sevmediklerim
*
Filmde bazı belirsizlikler hoşuma gitmedi yada anlayamadım.. Örneğin O Kont kim di? Ve Madeliena İçin ne ifade ediyordu..Duygudan yoksundu o nedenle anlamadım..
* Filmin adı Aşkım Benim bence filme hiç uygun değil.. Bu yazarı merak ettim genelde okuduğum ingiliz yazar tarzından farklı şehvet tamam ama aşk kesinlikle saf olarak işlenir..





Filme 10 üzerinden tam puan verdim gitti..Kendini sonuna kadar izlettirdi..Sıkılmadım ..İzlemelisiniz.. Hırs nasıl başkasının gözünden dram oluyor göreceksiniz.. Ve aşk sadece temiz kalplerde saf olabiliyor bunuda göreceksiniz eminim:)

Not:Erotik içeriği olsa da ^^..^^ kesinlikle dozunda:)
Filmin sonunu özellikle yazmayacağım ..Blogcu olabilirim ama filmide b...k etmek istemiyorum:)) Zaten ipucu bıraktım..Filmin sonunda bu kadar alçakça olamazsın dedim vallaha:)







Filmin Fragmanı İle Elveda (^.^) Kesinlikle İzleyeceksiniz Biliyorum.. Yorumda Yaparsınız Artık..











Çarşamba, Haziran 06, 2012

Aşk Ve Gurur


Sizlere 2005 yapımı benim çok severek izlediğim kitabını okuduğum ve bilemiyorum daha kaç kere bu filmi izlerim..

Jane Austen ingiliz aşk edebiyatında hatırı sayılır bir yere sahip, sanırım benim kalbimde de..Kitap ile film arasında bazı kopukluklar olsa da filmde oldukça başarılıydı..

Saf ve temiz bir aşkı anlatıyordu ki inanın bu şaşırtıcı bir durumdur ..Eğer İngiliz ve Fransız yazarlarını okuyorsanız en çok ingilizlerde rastlanır..Tarihi romanlarda hep cinsellik kokuşmuş düşünceler, bariz çarpık ilişkilere yer verilse de bu kitabın yeri çok ayrı..Ve oldukça şaşırtıcı..

Gelelim Film'e
18 yüzyılın sonlarında, Bennet'lar - Elizabeth veya Lizzie, Jane, Lydia, Mary ve Kitty, annelerinin iyi bir koca bulup geleceklerini güvence altına alma hayalleriyle büyütülmüşlerdir. Fakat, neşeli ve zeki bir mizaca sahip olan Elizabeth, kendisine düşkün olan babasının da desteğiyle hayatını daha farklı ve dolu dolu yaşamak için çabalamaktadır...

  


Jane Benneth
Mr Bingley
Mr Bingley
Günlerden bir gün o ingilizlerin şaşalı olan genç kızların evlenme yaşları geldiğinde takdim törenleri için yapılan baloda Anne Bennet güzel kızı Jane için bir koca bulmayı kafasına koymuştur..Jane oldukça güzel ama bir o kadarda çekingen bir kızdır..Partide etraf da koca olabilecek birilerine bakarken hemen yanında Elizabeth ile erkeklere bakar..Ama aniden içeriye üç kişi girer biri kadın iki erkek Mr. Bingley kardeşi Leydi Carolin ve Mr Darcy.. Bu üçlü salona girdiğin de herkes onlara bakar.. Mr Darcy soğuk ve kibirli görünen bir adamdır.. Mr Bingley ise aksine çok sıcak ruhlu ama çekingen biridir.. Bu adamların salona girmesi elbette anne Benneth'in gözünden kaçmaz ve hemen kızlarını onların yanına götürür..


    

Çok karizma olan Darcy:)

Jane ve Bingley gece boyunca dans ederler bu herkesi etkiler.Lakin Elizabeth gece boyunca soğuk bulduğu Mr Darcy'e '' Dans eder misiniz Bay Darcy?'' deyince Darcy ürkekçe ''Sadece tanıdıklarımla bayan'' Bu Elize'yi sinirlendirmişti.. O günden sonra bir kaç kez daha karşılaşırlar..Ama bu karşılaşmalar nefretin yanı sıra farklı düşünceleride bir araya getirir.. Elize bu adama ve soğuk hallerine deli oluyor onun sürekli yanlışını buluyordur..Jane ise çok heycanlıdır Bingley evinde bir balo verir.. Bu balo bu sefer farklı olacaktır..

Mr Darcy mağrur bir adamdır ve çok zengindir 


İşte o büyülü an..:)


Darcy gece boyunca Elizebeth'in peşinde dolaşıp bir anda karşısına dikilip..


Darcy:Bayan Benneth sıradaki dansı bana bahşedermisiniz..!


Darcy sanki yeni bir yetme bıyıkları yeni terleyen bir çocuk edeası ile söylerken bunu Elize ise son derece şaşkındı bu adam küstah ve kendini beğenmişin biri iken.. Ama kendinin bile şaşıracağı cevapla..


Elizabeth:Ah! Ihımm..Şey Tabi.. Olabilir..


Darcy:Peki..Tamam ..Ohalde..


Ve dans mükemmeldi her ikiside dans ederken yine bilmişlik taslayan Elizabeth ve ona soğuk konuşan Darcy işete bu kadardı ama bakışlar..Aiiişşş çok masumdu..Ama bu balonun ardından Bingley ve Darcy Londra'ya geri döner.. Ve Jane öylece kalır.. Elizebeth ise o an umursamada içinde bişeyler kopup gider..Ve Jane annesi Londra'ya yollasada ..Elize ise Londra'ya gezi için gitiğinde Darcy ile karşılaşınca..:)))Çok güzeldii




Film ve kitap için detaylı anlatmayı o kadar istiyorum ki bakın neleri hangi sahneleri..




Aşk itirafı:)) Ne olduğunu yazmayacağım o kadar güzeldi ki.. Aşk İtirafı İzleyebilirsin :)


Öl bit yahu bir öpücük bile olmadan öyle masum bir filmdi ki izlenilmesi gerekir.. Şak diye niye kestim biliyormusunuz..Sizlere detaylarını konun içeriğini anlatmayacağım sadece böyle bir filmin varlığından haberdar olun yeter..Ve izleyin kitabını okumanızı tabiki izleyebilirsiniz..Mutlu sonlara bayılanlar izlesin..İngilizlerin o görkemli baloları kokuşmuşluklarını tabiki es geçmiyorum..








Bayılcaksınız izleyin diyorum :)) 





Cuma, Haziran 01, 2012

Can Dündar Aşka Veda


Şimdi her sözüm bu adamı anlatmaya ona olan hayranlığımı anlatmaya yetmeyecek onu tanımayan bir çok insan biliyorum..İnsani yönü değil gözümdeki edebi yönü çok farklıdır.. Şiir dinlemesine bayılan biriyim dir.. Kim sevmez ki değil mi? Gerçekten birde Can Dündar yazılarını okumalısınız..Onu çoğu insan skandal diye bilinen Mustafa filmi ile  tanısa da benim gibi çok sevenler Türkiye'de ilk Atatürk konulu belgesel yapan adam olarak bilir..O gazeteci kimliğinin yanı sıra çok duygulu bir adam yazıları sanki şiir tadında..Kendisi ile NTV stüdyolarında kapı çıkışı heyacandan  ölmek üzereyken el sıkışmılığım var :)) Kendisi bu yazıyı görse acaba hatırlar mı?

Kaç gündür beklediğim kitabı arkadaşım sonunda elime getirdi..Okumak için heycanlıyım..Neler yazdığını aşkı nasıl anlattığını öğrenmek istiyorum.. Kitabın adı Aşka Veda konusu şöyle.. Can Dündar eski aşklarla günümüz aşkları kıyaslıyor..

Yazıları şiir gibi olunca internet yorumlarından baktım kitabın sayfalarını da azcık kurcaladım.. Eski yazıları ve köşe yazılarından derlemeler ve Tarih den kesitler var..Anlattıkça anlatabilirim saatlerce yazabilirim.. Öyle yazıları öyle sözleri vardır ki ezberi kıt olan ben Aşk Ve Terke Dair yazısını ezbere bilirim..

Duyguları öyle güzel anlatır ki birde gönül yaranız varsa offf deymeyin acınıza derim..Ağlarsınız hemde sanki o acıyı bir kez daha yaşıyormuş gibi..

Sözü madem geçti daha hiç bu şiirle karşılaşmamış yada kimin yazdığından bi haber olan korecanım:))O benim içimi hep burkan hatırlaması güç, içimi acıtan anılarımı beynime hücüm ettiren şiiri bir okuyun derim..

Aşka ve Terke Dair
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.
Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz... "Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
 Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz...
 Can Dündar

Kore Aşığı son olarak der ki kitabı bitiridiğimde tekrarını yazacağım..Ahh unutmadan bu şiiri Asım Yıldırım'dan dinlemek gerek..Sadece gözlerinizi kapayın sizi en mutlu eden anılarınıza döneceksiniz ve sonra gözünüzü açacaksınız gözlerinizden yaş gelecek içinizin acıdığını fark edeceksiniz..Hoşçakalın


Seni Özlüyorum Kim Bum Soo


Ben ve Kim Bum Soo ikimizi de herkes tanıyor ama bir tek o bilmiyor benim gibi uzak diyarlarda bir fanı var..

Şimdi onu her yerde övebilir sesim olsa şarkılarını şakıyabilirim.. Youtube her girdiğimde ilaç niyetine bir K.Will Bir Kim Bum Soo muhakkak tok karnına alırım aç karnına almayın ağlayınca mideniz ağrıyor yan etki yapmasın:)yazık size..


Yine Youtube seyahtim sırasında tanıştığım bu enfes şarkı kulaklarınızın ruhunuzun gıdası olabilir..Videoda göreceğiniz Kore Aşığı'da benim..:)  için buraya tık yapmanız yeter.. Kim Bum Soo Şarkıyı hergün dinliyorum bıkmadan usanmadan...








Ss501'den Kırıntılar


Beni bilenler bilir sıkı bir Tripless olduğumu :)) Onlar grup olarak dağılsa da bu sözü inanın fısıldayarak söylemek lazım yoksa yeşil bezelyeler beni mahveder. Gerçekten de öyle  bazen çok tuhaf fanları olabiliyor.. Ben her yazdığım yazıda grup üyelerinin solo albüm çıkarmasına çok karşı olduğumu söylüyorum..Çünkü onları bir aradayken bütün olarak seviyorsunuz..Sonra bir bakmışsınız aynı tabağın içinde alıştığınız meyve değil farklı meyveler gelmiş..!!

Ss501 fanıyım ama Park Jung Min'e olan ilgimi de sanırım bilmeyen yoktur.. O nedenle onlara olan özlemimi eski videolarını izleyerek gidermeye çalışıyorum:)) Tabi ki çoğu ingilizce alt yazılı bende dayanamıyorum içimdeki insan sevgisi hemen bir çeviri patlatıyorum o zaman:))
 
   

Şimdi bu video 18 dakikalık bir video ama gelin görün ki 18 saniyede beni kopardılar.. Ss501 Amerika konseri öncesi soyunma odasında hazırlanıyor..Jung Min elinde bir jelibonla geliyor.. Hyun'nun resmen gözüne sokuyor..Hyun tabi her zaman ki gibi don 18 saniyede bir insan üç kelime ile gülmekten karın ağrısı verebilir mi izleyin.. Jung Min'im artık Amerka'ya nasıl alıştıysa oğlan Kore ingilicze karşımı amerikan aksanlı bir dil çıkarmış hahahh voraguuuuu demiyormu izleyin derim..


Yine Tom ve Jerry ikilisi başrolde Jung Min var deli bu oğlan ya.. Hyung Jun banyoda havlusu yok çocuğa nasıl işkence ediyor..Görmeniz lazım..:))



Ey büyük Allah'ım bu videonun Facebook sayfmı ilk açtığım sıralarda çevirisini yaptım ama bir türlü videoya gmemeiştim..Ama çok şükür biri yapmış sağolsun:)) Park Jung Min gerçekten favorim diyorum herkes gülüyor çünkü normalde standartlarım Bi Rain efendime söyliyim:) Kang Jı Hwan ,Eric Mun vs.. gibi olgun ve kas yumağı kişiler olsada.. Bu gerçeten benim için aykırı biri ama kişiliği aynı ben:)) birazcık deli..
Hyundrella aynı Hundai gibi:)) Bu ne kadar komik bir video Allah'ım yarabbim Kesinlikle izlenmeli..

Ss501 videlarımız çok fazla ama daha yeni yeni Youtube yüklüyoruz.. Merak etmeyin yükledikçe paylaşıcam:)






Blog Söyleşisi (Mim)


Son günler de bloga girenler biliyordur muhakkak bu Kore Aşığı hayırdır her gün blogdda..Ame ne yapayım korecanlar işe girmeden bu zevkli şeyden kendimi mahrum etmek istemiyorum..Şuan neden mi buradayım.. Yukarıda ki başlık MİM Allah allah bu nedir diyenleriniz olabilir..İnanın bende bilmiyorum .:) Öğreneceğiz Kore Delisi buradaki yazsında mimlemiş.. Bende azcık tarafından kurcaladım..Blogda sadece okuyucuysanız okur musunuz bilmiyorum ama biz blogcular için eğlenceli bir şey gibi duruyor..Şimdiden Kore Delisi'ne bu yazıyı da bana gösterdiği için çok teşekkürler..

1:) Blog Deyince Aklına Ne Geliyor.
Blog deyince aklıma ne geliyor.İtiraf etmeliyim ki bunun üzerine hiç düşünmedim..Normal hayatta da paylaşımcı bir insanım burada da paylaşmak çok ilgi çekici.. Blog açmak gibi bir fikrim yoktu aslında ama bloglara uzak biri değildim kore delisi geçen yıl Wordpress üzerinden yazılarını paylaşıyordu ve ben onun sıkı bir takipçisiydim.. Şimdi onun sayesinde 11.000 e yakın bir sayfanın yöneticisi birde burada gördüğünüz bloğun yaratıcısı oldum.. Blogdan daha yeni zevk almaya başladım.Facebook sayfaları gibi karmakarışık değil ve en azından daha çok okumayı seven insanlar geliyor..Ve bundan bir hayli memnun oluyorum.. Sanırım Facebook sayfasını bıraksam bile burası bitmeyecek..

2:)Sence Bloglarda En Çok Ne Paylaşılıyor.
Ama hiç çalışmadığım yerden sormuşlar olmaz ki?:)) Blogcu deyince aklıma sadece ''Herşeyi paylaşmak isteyen aklında sürekli bir şeylerle gezen insancıklar'' diye absürt bir fikir olsa da gerçekten öyle gibi.. Onların aklında sürekli bir yazı var ve onu paylaşma isteği..Bu yüzden de ben daha yeni yeni bu isteği benliğimde hissetsem de karşı konulmaz bir paylaşım isteği doğuyor.. Elbette ki siyasi tarihi herşey ilgisi çeken biriyim sayısalmı sözel mi öğrencisiydim hala bu bir muamma olsada:)) benim gibi imla hataları tavan yapmış birinin nasıl tüm sözel dersler  dört ve bşin üzerindey di inanın öğretmenlerimi aramak istiyorum..:) Ülke olayları haricinde çünkü Bloğumun başlığı belli Kore Aşığı iğreti bir söz gibi duruyor.. Ciddi meseleler hariç..Ve en çok ne paylaşılıyor sorusuna   blogcunun beğendiği ilgisini çeken herşey diyebilirim. 



3:)Paylaşımda Bir Sınır Olmalı mı?

Bu soru çok kafa karıştırıcı gibi görünsede azcık da düşündürücü.. Şuan blogcu olarak beni mutlu eden bir şeyi can sıkıcı hale getirmek istemezdim.. Birazda dilimin kemiği de yoktur ayıptır söylemesi..Bu Kore Aşığı görünen kişi haklı olduğunu bildiği herşeyi, sonuna kadar savunur.. Çok çetrefilli bir soru bu ya ..Ihımmm şöyle söylemeliyim ki Özgürlük temel hak ve hürriyet bizim insani düşüncemizin ötesinde,bize yasal olarak tanınmış bir kavram..Bu nedenle sınır olmamalı.. Ama şu ayrıntıyı asla gözden kaçırmamak gerek.. Yaptığın herşey sana göre doğru ama 13 yaşında ki bir çocuğa yanlış gelebilir ..Yada senden büyük bir yetişkine.. (Vuuu tam bir beyin fırtınası oldu..) Sınır olmamalı ama neye göre değil mi? Ben doğru bildiğim şeyi yapıyorum.. Sayfada en çok aldığım sözler '' Admin senin yorumlarına kopuyorum,çok samimi,çok çok çok'' bunu kendmi övmek için söylemiyorum ama samimiyet çok önemli birde bakış açısı bunlarda sadece kendin olmak ve düşündüğünü hislerinle yazmak gibi..

4:) Sence Neyi Paylaşırsa Aşırıya Kaçmış Olur?

Yukarıda yazdığım sınırlı sorusunun aslında alt cevabı ve yazarken tek düşündüğüm şey.. Kore Delisi ile ortak yönümüz..Çocuklarmış:))
Şimdi size nasıl anlatayım ben Doğu illerinde Staj gördüm bu yıl 2 haftalık geçici görev yaptım.. Ve çocuklar dedim hep.. 
Bu soruyu hiç genellemeyeceğim nedeni? Bu benim çok aşırı dikkat ettiğim bir şey 11.000 kişilik bir sayfayı yönetince ergen kelimesini çok iyi anladım.. Daha Cumhuriyetin ne zaman kurulduğunu bilmeyen çocuklar gördüm.. Ve bu çocuklar yanlış yapmaya istekli ve asilik hormonları tavan yapmış kişiler.. Sayfa da o kadar şey gördüm ki sanırım bu en uzun cevap olacak, cinsel içerik yanlış siyasi yönlendirmeler.. Bunlar o kadar can sıkıcı ve gerçekten mide bulandırıcı aslında beni ben yapan bu ..Ben internet sanal diye herşeye eğlence gözü ile bakamıyorum o zaman hem içimdeki o insan sevgisi, hemde milli duygular hemen uyanıyor..
Bir söz vardır ünlü bir felsefecinin ''Çocuklar boş bir çerçeve gibidir içine hangi resmi koyarsan o olur.'' işte gerçekten öyle ben bir yetişkine istediğim kadar anlatayım onun düşünceleri..Çocuklarınki gibi esnek değil.. O yüzden Çocukları kötü yönlendirecek herşeyde karşıyım..

5:) Blog İsmi Nereden Geliyor Ve Hangi Konuları Yazıyorsun)
Bu soruyu çok beğendim:) Blog ismim aslında nereden geldi ..Kore Delisi diyeceğim yine güleceksiniz sanırım ondan esinlendim.. Ben onun Bloğu sayesinde bir Facebook sayfası ve burayı açtım..Ve gerçek adımla Facebookda devam edemeyeceğim için Kore Aşığı bana en uygun olandı..Şuan gerçekten ünlü biriyim:)) Hangi konuları yazıyorum..Şimdi şöyle ki araba kullanmak,kitap okumak,poligonda atış yapmak gibi zevklerim var.İş televizyona gelince hemen sol tarafımda bulunan odamda,çalışma masasının üzerinde ki LAPTOP :)) İşte o bir zevk ve koreliler ..Kore ile alakalı herşeyi yazıyorum..Fazla ilgi alanım yok ilgi alanlarım çok ilgi çekici değil.. İmla hatalarım çok olsa da kelimelere hükmetmeyi seviyorum buda kitap okumamdan kaynaklı bundan sonra okuduklarımıda bloğuma taşımayı düşünüyorum..

6:)Benim Blog Yazarlığım Hakkında Ne Düşünüyorsun?

Kore Delisi bu yazıda beni mimlediği üçün:)) Şimdi gerçekten canımcım buda sorumu diyesim geldi.. Ben içten insanları severim samimiyetide anlarım bu hem işimin gerektiği hemde sanırım guru falanım:))
Yazılarını hep samimi buldum benim için Türkçeyi ne kadar iyi kullandığından ziyade yaşlarımızın aynı olması yok aslında yaş da değil ..Samimiyet noktanda virgülünde hissediyor olmam.. Ben böyle seviyorum orayı..

7:) Bloğumu takip ediyormusun? Hadi İtiraf et?

Nıckkkk hatta cıkkks yani bu sormadın sayıyorum Kore Delisi:)) Kızarım elbette takip ediliyorsun hemde bu gözlerle 0.o

8:) Bloguma 10 üzerinden kaç puan verirsin? Gelecek için bana tavsiyelerin neler? 

Puan verecek statüde olduğumu sanmıyorum..O nedenle puana ihtiyacın yok eğer samimi yazıların içinse o puanı aynı samimiyetle hak ediyorsun..
Tavsiye ye gelince ihtiyacın yok bu konuda..Hem ben hayatımda kimse tavsiyede bulunmam.. Ama isteğim var tabi ki.. Samimiyetini hiç kaybetme.. Aramızda ki bu saygıda hiç bitmesin..

Bunun hiç böyle eğlenceli olacağını düşünmemiştim:)))